Ramazan ayı, geçmişten günümüze toplumsal hafızamızda derin izler bırakan, manevi atmosferiyle gönülleri aydınlatan mübarek bir zaman dilimidir. Bugün modern hayatın hızlı akışı içinde belki farkında olmadan kaybettiğimiz birçok gelenek, dedelerimizin ve ninelerimizin hafızasında hâlâ capcanlı duruyor. Onların anlattığı Ramazan hatıraları, eski Ramazanların ne kadar farklı ve özel yaşandığını gözler önüne seriyor.
Eskiden Ramazan, daha sade ama daha bereketli, daha zor ama daha anlamlı, daha paylaşım dolu ve samimi yaşanırdı. Bugün ise bu geleneklerin bir kısmı unutulmaya yüz tutmuş durumda. Peki, geçmişte Ramazan ayı nasıl yaşanırdı? Dedelerimiz ve ninelerimiz Ramazan’ı nasıl hatırlıyor? İşte eski Ramazanlardan günümüze ışık tutan hatıralar...
Eskiden Ramazan ayının gelişi, şimdiki gibi sadece takvimden takip edilmezdi. Ramazan, gönüllerde hissedilen, büyük bir coşku ile beklenen bir aydı. Dedelerimiz ve ninelerimiz Ramazan’ın yaklaştığını ezan sesleri, mahalle kültürü ve özel geleneklerle hissederdi.
Ramazan öncesi yapılan hazırlıklar:
Birçok kişi, Ramazan öncesi manevi hazırlık yapmak için bol bol Kur’an okur, kaza namazlarını kılmaya gayret eder ve fakirlere yardımda bulunurdu. Günümüzde ise bu manevi hazırlık yerini daha çok alışveriş telaşına bırakmış durumda.
Günümüzde bazı bölgelerde hâlâ devam eden ancak eski önemini kaybetmiş olan Ramazan davulcuları, eski Ramazanların unutulmaz simgelerindendi.
Ramazan davulcularının özellikleri:
Eski Ramazan manilerinden bazıları:
"Sahura kalk ey Müslüman, vakit geçiyor,
Orucun sevabı göklere yükseliyor."
"Davulum çalar gümbür gümbür,
Bu Ramazan da hayırla gelir inşallah."
Günümüzde modern yaşam tarzı nedeniyle alarm saatleri ve telefon bildirimleriyle sahura uyanılsa da, bu eski gelenek birçok kişi için nostaljik bir anı olarak hafızalarda yer etmeye devam ediyor.
Eski Ramazan sofraları, bugünkü gibi gösterişli ve çeşit çeşit yemeklerden oluşmazdı, ancak bereketi, samimiyeti ve paylaşımı daha fazla hissedilirdi.
Eski Ramazan sofralarının özellikleri:
Bugünlerde iftar sofraları daha gösterişli ama daha yalnız, çeşit çeşit yemeklerle dolu ama paylaşım eksik. Oysa eski Ramazan sofralarında gönül zenginliği, bereket ve samimiyet ön plandaydı.
Ramazan ayı, Osmanlı’dan bu yana komşuluk ilişkilerinin en güçlü olduğu dönemlerden biri olmuştur. Dedelerimiz ve ninelerimiz, mahallede bir kişi aç kalırsa, o gün oruçlarının kabul olmayacağına inanırlardı.
Eski Ramazanlarda komşuluk ilişkileri:
Bugün bireyselleşen yaşam tarzı nedeniyle bu yardımlaşma ruhu azalmış olsa da, eski Ramazanlardan ilham alarak komşularımızla paylaşımı artırabiliriz.
Eski Ramazanlarda çocuklar için oruç tutmak büyük bir heyecan kaynağıydı. "Tekne Orucu" adı verilen uygulama ile çocuklar öğlene kadar oruç tutar, böylece oruca alışmaları sağlanırdı.
Eski Ramazanlarda çocuklara özel gelenekler:
Günümüzde çocukların Ramazan’a olan ilgisini artırmak için, onlara orucun manevi değerini anlatmalı ve küçük teşviklerle eski gelenekleri yaşatmalıyız.
Eski Ramazan geleneklerini yaşatmak için bireysel ve toplumsal olarak bazı adımlar atabiliriz:
Sevdiklerinize Yasin Kitabı ve mevlüt hediyelikleri gibi manevi değeri yüksek hediyeler sunarak, eski Ramazanların ruhunu günümüze taşıyabilirsiniz.
Dedelerimizin ve ninelerimizin hatıralarındaki Ramazanlar, daha samimi, daha paylaşım dolu ve manevi anlamda daha yoğun yaşanıyordu. Bugün ise modern hayatın getirdiği hızlı tempo, birçok güzel geleneğin unutulmasına neden oldu. Ancak bu kültürel mirası korumak, Ramazan’ın ruhunu yeniden canlandırmak bizim elimizde.
Bu mübarek ayda eski Ramazanların sıcaklığını, paylaşımını ve bereketini yeniden hatırlamak ve yaşatmak, hem manevi kazançlarımızı artıracak hem de toplumsal dayanışmayı güçlendirecektir.